KERPİÇLERİ YÜKSELTİP DİNİ ALÇALTTILAR

Hasan Basrî Hazretleri, Mühellebî hanedânının saraylarına “uzaktan” şöyle bir bakar ve kendisine hikmet verilenlerin, şu dünya kulübesinde yıkılmak üzere hânümanlar inşa etmeye kalkışan fanilere yazıklandığı gibi yazıklanır. Der ki: “Hayret! ‘Kerpiçleri yükseltip ‘din’i alçalttılar. Binekleri üzerine kurulup görkemli bahçeler edindiler ve derebeylerine benzemeye çalıştılar. Öyleyse,

“Sen onları, bir süreye kadar daldıkları gaflet içinde kendi hallerine bırak!” (Müminûn Suresi, 54)

Gaflet Hâli

Gaflet; dalgınlık, dikkatsizlik, kendinde olmama hali olarak tanımlanıyor lügatte. Bir nevi şaşkınlık, gayesizlik. Eşyayı ve hadiseleri miyop nazarlarla seyretme. İntikal edememe. Sanırım uyurgezerlik de denilebilir. Hatta görmemişlik, doymamışlık. Gördüğünde kaybolma, bulduğuna yapışma. Hayatı benlik kabuğunun içinde yaşama. Etrafında cereyan eden kızıl kıyamet hâdiselerden bile habersiz kalma. Başkalarının acılarına duyarsızlaşma. Maişet derdiyle sarhoş olma. Hakikatten kopuş…

Bu kelime size neyi hatırlatıyor, bilmiyorum, ama bana genelde Müslüman toplumların, özelde de kendi ülkemizin hâl tercümesi gibi görünüyor. Gaflet, yaşanan zamanın üzerini örten bir perde. Gayesi, kendi hayatının tekerleğini çevirmekten ibaret birisi için cülus ve cenaze birer haber yalnızca. Onun aynalarla bezeli küçücük dünyası isabet almadığı sürece her şey güllük gülistanlık. Zulüm, dalgaların kıyıya vurması gibi bitevî olduğu için açıklanabilir, kıyas edilerek savunulabilir. Mazur görülebilir ya da görmezden gelinebilir.

Kıyamet bile kopa kopa âdiyat haline gelmiş. Ölen onun canı değilse ölümler normal. “Sürekli olan şeyler” ve “bu işin fıtratında bu var.”  Trafik kazalarında ölen insan sayısı ile şehit olarak ölenler kıyaslanabilir. Cenazeler sokaklarda kalabilir. Kıyıya vuran cesetler üzerinden pazarlık edilebilir. Kâbe’de miting yapılabilir. Milletten alınan yetki ile milletin malı gasp edilebilir. Bir mafya babası akademisyenleri tehdit edebilir. Küfrederek sevaba girilebilir. (Bunlar yeni bir dinin kaideleri olmalı)

Görünen o ki, burunlarının ucunu kendi konforlarından çıkaramayan gafiller için biat etmekten başka yol yok… Başta “büyük Türkiye” olmak üzere her türlü yalana inanabilirler. Yeter ki dünya beşiklerinde biraz daha, biraz daha sallansınlar. Neye benzediklerinin bir muhasebesi yok. Kerpiçleri yükseltip dini alçalttıklarının da…

Alışkanlıkların perdesi kalındır

Bir psikoloji deneyi nakletmek istiyorum size:

“İki grup kullanmışlar bu deney için. Birinci grup depresyon teşhisi konmuş kişilerden oluşuyor, ikinci grup “normal” insanlardan. İki gruba da video oyunu oynatıyorlar. Oyunun kurgusunda, birçoğunda olduğu gibi bir şeyleri vuruyor ve deviriyorsun. Deney, dediğim gibi çok basit, zaten o yüzden etkileyici ve inandırıcı.

Oyun sonrasında iki gruba da soruyorlar, kaç tane devirdin diye. Depresif grup % 10’luk bir standart sapmayla doğru rakama yaklaşıyor. Yani 100 devirmişse, 90 diyor, bilemedin, 110. “Normal” insanlardan oluşan grup ise devirdiklerinin sayısını 8 misline kadar abartabiliyor. İnanması güç ama “normal” insan o kadar moralli ki, 100 devirdiyse 800 devirdiğine inanabiliyor.”

Bu deneyi Gökhan Özgün, Nokta Dergi’nde paylaşmış. Normal insanın şuursuzluk katsayısının depresiften kat be kat daha fazla olabildiği sonucuna vararak. Bana fevkalade enteresan göründü. Muktedirlere İlahi bir takdis ve tebcille övgüler düzen alkışçıların (Özgün’ün tanımıyla palavracıların) neden vasatı aşamadığını izah ediyor. Vefatının üzerinden uzun yıllar geçmiş bir şairin ağzından yalan söyleyen öykücüsünden, zulmün yanında saf tuttuğu için sponsorluk alan yönetmenine kadar normları “yandaşlık”ın belirlediği bir ortamda bırakınız depresyonu, meczup olmak, mecnun olmak bile tercih edilebilir görünüyor. Belki en büyük gaflet, normallik başlığı altında sıradanlığa mahkûm olmak.

Hayrette Kal!

“Haraka”Arapça’da yırtmak anlamına gelen bir fiil mastarı. “Harikulâde,”  “âdet yırtan” manâsında. İnsanoğlu âdeti yırtmadan gaflet perdesini üzerinden sıyırıp atamıyor. Hadiselerin künhüne vakıf olmadan, kendisine sunulan bilgiyi hallaç pamuğu gibi savurup sorgulamadan, yalanla gerçeği, asılla fer’i, cevherle ârazı, kabukla özü ayıklamadan hakikate uyanamıyor. Taklitten tahkike, bilgiden hikmete, zulümden adalete, cehaletten idrake, hatadan pişmanlığa geçemiyor. Yeknesak kaide ve uygulamalar gözleri körleştiriyor.

Böylece hakikate kapalı yaşama avamlığı bir norm haline geliyor. Sorgusuz sualsiz muktedirin peşine takılanlar, kendilerini kaçınılmaz olarak “benzer”lerine nispet ettikleri için alelâdeden öteye geçilemiyor. Çukurluk, bir yükseklik yanılsamasına dönüşüyor. Efsunlanmış “Palavracılar,” farkında olsun ya da olmasın birbirinin kuyusunu kazıyor.

Seyreyle Sen Gümbürtüyü

Ne yaşıyorsak yaşayalım, asla göz ardı etmememiz gereken şey, bu âlemin bir sahibi olduğudur. Varlıkta aslolan iyilik ve güzelliktir. Şer ve çirkinlikler arizîdir. Her ne kadar ülkemizin hali içinden çıkılmaz gibi görünse de Hasan Basri Hazretlerinin işaret ettiği gibi kumdan kaleler yıkılmaya, kâğıttan gemiler batmaya mahkumdur. Binlerce yalan uç uca örülse de bir ilmekle çözülebilir. Zulm ile âbad olanların sonu mâlum… Âdetin yırtılma vakti yakındır.

Her seferinde tebessüm ederek, “Yunus ne hoş demişsin. / Şeker şerbet yemişsin!” diyesim geliyor. Bakın ne güzel söylüyor:

Yerden göğe küp dizseler
Birbirine bent etseler
Altından birin çekseler
Seyreyle sen gümbürtüyü…

(12 Şubat 2016, Cuma)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s