“YOK MU İÇİNİZDE AKLI BAŞINDA BİR ADAM?”

Said b. Selm el-Bahilî anlatıyor: Abbasi Halifesi Hâdî bize sabah namazı kıldırmak için mihraba geçmişti. Namazda Amme Suresini okuyordu, “Elem nec’ali’l-arda mihâdâ” (Nebe’, 6) ayetine gelince takıldı ve tekrar etmeye başladı. İçimizden hiçbiri onu düzeltmeye cesaret edemedi. Halife, cemaatten kendisini düzelten biri çıkmadığını görünce,

 “Yok mu içinizde aklı başında bir adam” (Hûd Suresi, 78)

ayetini okudu. Bunun üzerine biz ona takıldığı ayeti hatırlattık. O da kaldığı yerden devam etti.

Hani dimağınıza bir ayet takılır, dilinizde döndürmeye başlarsınız ya!… Bu aralar dilimde döndürdüğüm ayet bu:

“Yok mu içinizde aklı başında bir adam?”

Eğitim kurumlarına baskınlar düzenlenir, insanların helal mallarına “çökülürken”, rızalıkla verdiğimiz (bir zamanlar sizin de verdiğiniz) burslar, kurbanlar “teröre yardım” diye yaftalanırken, 56 yaşında karıncayı incitmeyen bir din kültürü öğretmeni, “Ben evimde bile aileme bıçağı tersinden veriyorum, ürkütmemek için. Terörden tutuklanıyorum ben. Bir sabah kalkıyorsun, terörist olmuşsun. Hiçbir şey bilmiyorsun etmiyorsun. Ben terörist olamam ya. Ben teröristliği beceremem ya, beceremem!” diye feryat ederken… Yetim hakkı yenilirken, çoluk çocuk sahibi insanlar işsiz bırakılırken, masumların canlarına kast edilirken…

Yok mu içinizde hakkı tavsiye edecek bir adam?

Hakkı tavsiye etmeyenlerin hüsranda olduğu madem ortak doğrumuzdur…

“Bu yalandır, söylemeyin”, “Bu iftiradır, etmeyin”, “Bu zulümdür, haddi aşmayın.” demeyecek misiniz?

Zalime adaleti, âdile merhameti tavsiye etmeyi ne zaman bıraktınız da, mazluma dönüp, “durum bildiğiniz gibi değil, aidiyetinizi inkâr edin. Yoksa sıra size de gelecek” demeyi hakkı tavsiye saydınız?

Hani Hz. Mevlânâ der ya, “Yılan kırk yıl insan görmese ejderha olur. Yani kötülüğünü ve uğursuzluğunu giderecek kimse ile ülfet etmezse canavarlaşır.” Size hayrı tavsiye edenleri terk mi ettiniz de hayır tavsiye etmez oldunuz?

Hani Hz. Gazzali der ya, “Bir mümin üç gün art arda ilim öğrenmeyi, kitap okumayı keserse, fark etmese de manevi halleri alt üst olur.” Marifet ilminden behreniz olmadığı için mi susuyorsunuz?

Hani İmam Rabbani der ya “Cahillerin büyüklere dil uzatmalarına sebep olmayınız.” Cahillerin büyüklere dil uzatmalarına sebebiyet verdiğiniz için mi dilleriniz hayra dönmez oldu? Şerri tavsiye edenleri alkışlayıp, baş tacı ediyorsunuz?

Allah aşkına size ne oldu?

“Yok mu içinizde aklı başında bir adam?”

Mümin-i âli firavun, yani “Firavunun ailesindeki mümin”i bilirsiniz. O bir prototiptir. Haddi aşanlar arasında “akıllı bir adam”. İktidarın gücüne boyun eğenler ve büyüsüne kapılanlar içinde Allah’a sığınmış, hakkı tavsiye eden gerçek bir kahraman…

Bu kıssa Tevrat’ta ve Talmud’da yoktur.  Kur’ân’ın insanlık tarihine bir armağanıdır. Tabii en çok da bize… Onu kalplerimize bir kere daha hatırlatalım için tekrar ediyorum:
Firavun hanedanından olup o zamana kadar iman ettiğini saklayan biri çıkıp şöyle hitap etti: “Ne o, siz bir insan “Rabbim Allah’tır” dedi diye kalkıp onu öldürecek misiniz? Halbuki o Rabbiniz tarafından açık belgeler ve mûcizeler de getirdi. Eğer yalan söylüyorsa, yalanı zaten kendisinin aleyhinedir. Ama şayet doğru söylemişse, en azından onun sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şu bir gerçektir ki Allah haddi aşan, yalancı kimseleri iflah etmez. Ey benim sevgili halkım! Bugün hâkimiyet sizindir, ülkede üstünlük sizdedir. Ama yarın Allah’ın azabı başımıza gelir çatarsa, söyler misiniz hangi kuvvet bizi kurtarabilir?” Buna karşılık Firavun: “Ben size sadece kendimce uygun bulduğum görüşü bildiriyor ve size tutulması gereken doğru yolu gösteriyorum” dedi. (Mümin, 28-29/Suat Yıldırım Meali)
Firavun, Hz. Musa’yı öldüreyim derken Allah, kendi sarayından (ailesinden, adamlarından) böyle bir kahramanı karşısına çıkartmıştı. Bu halkı itidale davet eden beyan, Firavun üzerinde ihtimal ki etkili olmamıştı. Fakat bu isimsiz müsemmanın hakperestliği Allah nezdinde ne kadar kıymetli ki, ona izafe olunarak bu sureye “Mümin Sûresi” denilmiş.
Dikkat ederseniz bu zat hissiyattan uzak, tarafsız bir dili tercih ediyor. Hz. Musa’nın vaat ettiklerinin bir kısmının gelme ihtimalinin bile onları nasıl düşündürmesi gerektiğinin altını çiziyor. “Dürüst olduğunu bildiğiniz birini yalancılıkla itham ediyorsunuz. Bu iki zıt vasıf bir arada bulunamaz. (cem-i zıddeyn muhaldir.)” önermesiyle mantıklarına hitap ediyor. “Musa bir yalancı olsa idi, Allah onu delillerle desteklemezdi. Eğer gerçek bir yalancı ise, toplum içinde yeri olamayacağından şüphe yok. Korkmanıza ne gerek var?  Şayet doğru söylüyorsa siz kan döken yalancılarsınız, Allah sizi gayenize eriştirmez. Sadece kendinize zarar verirsiniz,” diyor. Şerde ittifak etmiş olsalar da halkına “Ey sevgili halkım” diye seslenerek onları hayra davet ediyor.

Şimdi tekrar sormak istiyorum,

Yok mu aranızda bir mümin-i âli firavun?

Çıksın da Kur’an’ın şu cümlesini yeniden kursun:

“Ey benim sevgili halkım! Bugün hâkimiyet sizindir, ülkede üstünlük sizdedir. Ama yarın Allah’ın azabı başımıza gelir çatarsa, söyler misiniz hangi kuvvet bizi kurtarabilir?”

(27 Kasım 2015, Cuma)

 

“YOK MU İÇİNİZDE AKLI BAŞINDA BİR ADAM?”” üzerine 2 yorum

  1. Sevgili ablacım bu yazıyı nasıl kaçırmışım üzüldüm
    Tekrar hatırlattığınız için teşekkürler
    Sizi Allah için seviyorum

    Beğen

  2. Yoksa da iclerinde akli basinda bir adam, mazlumlar icin kardeslik zamani! Vaktiyle hicret etmislerin bir de Ensar mertebesine erismelerinin zamani. Actik sinemizi, vatan kokan kardeslerimizi bekliyoruz.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s