Yazılar

İSYAN AHLÂKI VE RUH KÖLELİĞİ

“İsyanı olmayanın ahlâkı olmaz” der Nurettin Topçu ve “isyan ahlâkı”nı yanlışa, eğri büğrüye karşı bir iç infial, bir karşı koyuş olarak tanımlar. Eğer bir toplumda isyan ahlakını taşıyan, yani ıstırabı istirahate tercih eden birileri varsa esaretin yanında hürriyet de vardır ona göre. Kalabalıklar, halkı kendi sefaletlerinden kurtarmak isteyen bu kahramanları, her devirde ateşe veya darağacına … Okumaya devam et İSYAN AHLÂKI VE RUH KÖLELİĞİ

MÜNAFIKLIK PARADOKSU

“Theseus, Grek mitolojisinin yiğitlerinden, anlı şanlı yiğitlerinden biri. Girit labirentlerindeki Minotaur’u Ariadne’nin yardımıyla [labirentte yolunu yitirmesin diye bir yumak yün verir ona] öldürüp Helenleri büyük bir beladan kurtardığında, bir kahraman olarak karşılanır. Atinalılar onun bu yiğitliğinden o kadar memnun kalırlar ki, Theseus’un Girit’e gidip döndüğü gemiyi bu yiğitliğinin karşılığı olarak korumaya karar verirler. Limanda demirlemiş … Okumaya devam et MÜNAFIKLIK PARADOKSU

İYİLİK ÖYKÜLERİNE TUTUNMAK

Ne çok insan tanıyoruz artık. Ne çok insanı hikayeleriyle tanıyoruz. İsimler emanet ediliyor bize her köşede. Dualar biriktiriyoruz. “Oğlum on sekiz aydır içerde. Mahkemesi var, dua edin” diyor, ciğergâhından kopan “âh”la yaralı bir anne. Birden onun evladı sizin evladınız, onun duası sizin duanız oluveriyor. Geceler boyunca dilgir oluyorsunuz. Gözü yaylı bir kadın, tefriciye dağıtmaya çalışıyor, … Okumaya devam et İYİLİK ÖYKÜLERİNE TUTUNMAK

KÜÇÜK DESPOTLUKTAN BÜYÜK DİKTATÖRLÜĞE

Bediüzzaman’ın Ramazan Risalesi’nde naklettiği bir hadis-i şerif’te, Allah nefsi yaratır ve ona sorar: “Sen kimsin, Ben kimim?” Nefsin cevabı nettir: “Ben benim, Sen de sensin.” Allah, bu kez nefse türlü türlü azaplarlar çektirir. Cehenneme atar ve aynı soruyu yine sorar. Nefsin cevabı değişmez. “Ene ene, ente ente.” Hangi tür azabı görse enaniyetinden vazgeçmez. En nihayetinde … Okumaya devam et KÜÇÜK DESPOTLUKTAN BÜYÜK DİKTATÖRLÜĞE

ATEŞE ATILIP GÜL BAHÇESİNE DÜŞENLER

“Hazreti Ömer zamanında bir yangın oldu.” diye anlatmaya başlıyor Hazreti Mevlâna. Sonra kelimelerinin yüzünü bizden yana çevirip devam ediyor: “Ateş, taşları bile kuru ağaçlar gibi yakmaktaydı. Yapıları, evleri yakmaya, hatta kuşların kanatlarını ve yuvalarını bile tutuşturmaya başladı. Alevler şehrin yarısını sardı. Su bile ondan korkmakta, şaşırmaktaydı! Akıllı kişiler, ateşe kovalarla su ve sirke döküyorlar, yangın … Okumaya devam et ATEŞE ATILIP GÜL BAHÇESİNE DÜŞENLER

SÜFYANİYET ÇAĞINA HENDEK’TEN BAKMAK

Ne çok bugüne dair Hendek. Ne çok bize dair… Gayz ve nefrette yekâhenk, “kimi bilmem ne belâ,” her çeşit düşmanın hücumunu durduran, meşru bir savunma hattı. İyilikle kötülüğün arasını ayıran barışçıl bir sınır çizgisi. En mahir süvarinin geçemeyeceği kadar geniş Atıyla düşenin çıkamayacağı kadar derin… Aşmaya kalkanların su-i akıbetlerine tarihin tanıklık ettiği/edeceği parlak bir kader … Okumaya devam et SÜFYANİYET ÇAĞINA HENDEK’TEN BAKMAK

HÜZÜN PADİŞAHTIR VE RAMAZAN UZUN YOLDAN GELİR

Tablo ağırdı. Musa’nın hükmüne razı olmayanlar, Firavun’un tahakkümüne mahkum, hallerinden gayet de memnun, şuursuz ve kalpsiz yaşayıp gidiyorlardı. Unutmayı seçenler hatırlamayı da unutuyor, mazisiz ve belleksiz kaldıkları için hamasetle idare ediyorlardı. Kardeşlerini yaftalayıp düşmanlaştıranlar, kendilerini yeni bir kurtuluş savaşının mücahitleri olarak görüyorlardı. Annelerin sütü kesiliyordu nezarethanelerde. Zindanlardan masum iniltileri, evlerden küskün çocukların ahı yükseliyordu. Gökten … Okumaya devam et HÜZÜN PADİŞAHTIR VE RAMAZAN UZUN YOLDAN GELİR

ASHAB-I KEHF’LE BULUŞMA

“Öyle güzeldiniz ve öyle çok birbirinize benziyordunuz ki!.. Hanginiz Yemliha’ydınız, hanginiz Kefeştetayyüş’tünüz, hiç bilmedim. Hepinizi gittikleri yeri manen yeşertecek Hızırlar olarak gördüm. Size hizmet etmenin telaşından yüzlerinize doya doya bakamadım. Dua ile tamamladım boşlukları, eksikleri tesbih çekerek giderdim.“Rabbim, ben onları tanıyamasam da onlar beni tanısınlar, hatırlasınlar!” diye yakarıyordum” dedi Aylin Abla. Gözlerinden yaşlar boşaldı. Onu … Okumaya devam et ASHAB-I KEHF’LE BULUŞMA

İTİNAYLA İFTİRA ATANLARIN PÎRİ…

Firavun’u gücü, Karun’u serveti, Haman’ı zekâsı zehirlemişti. Onu rekabet duygusu, görünme arzusu, alkış ve iltifat tiryakiliği zehirledi. Hakikatten önce o hakikatin kendisiyle temsil edilmiyor oluşuna itiraz etti. Aşağılayıp karaladığı “sıradan” insanlarla aynı cenneti paylaşmaktansa cehenneme gitmeyi tercih etti. Kendisini seçmeyen bir Allah’a iman etmek istemedi. Aklına sığıştıramadı, “Taif’te Urve b. Mesut, Mekke’de Velid b. Muğire … Okumaya devam et İTİNAYLA İFTİRA ATANLARIN PÎRİ…