BELA SARMALINDA HÜSEYİN OLMAK

Sana gülle dokunan ümid eder mi mağfiret
Gonca-i gülşenserây-ı Mustafâ’sın (as) yâ Hüseyn
Kethüdazade Arif Efendi 

Kerbelâ, bela sarmalı demek… Belanın dört bir yandan sökün etmesi.

Hazreti Hüseyin’in şehadetinden sonra, takvimler hangi zamanı gösterirse göstersin, Yezid’lerin hükümranlığında ırmakların Revan nehrine, düşmanların Şimir’e, toplumları Kûfe halkına, ayların Muharrem’e dönüşmesidir Kerbelâ.

YEZİD

Ashâb-ı Bedir arasında, ismi Yezid olan, bir tespite göre dört, başka bir tespite göre beş sahabe olsa da, Kerbelâ’dan sonra Yezid ismini taşımak kirli bir elbise ile dolaşmak haline gelir. Arapçada çokça kullanılan, “artar” veya “arttırır” manasına gelen kelime, “zulmün arttıkça artması”, “şerrin yeni boyutlar kazanması” gibi menfi anlamlar yüklenir.

Yezid kaçınılmaz olarak prototipe dönüşür, etrafındaki özneleri de kendi rengine boyar.

İnsanın, kalbini, ruhunu ve hislerini dünyaya bağlayıp o uğurda yapmayacağı canavarlık, şirretlik kalmamasının adı olur Yezidlik. Fecaatlerini zulümle örtenlerin, savaşamayacak insanların üzerine güçle gidenlerin; karşı koyanları en temel haklarından bile mahrum ederek boyun eğmeye, özür dilemeye, biat etmeye zorlayanların; düşmanının çoluğunu çocuğunu, ailesini de düşman görenlerin; etrafına topladığı ahmakların alkışlarından kahramanlık ve şöhret devşirenlerin sıfatı olur.

Yezidlik, “Devletin bekası için değil fertler, cemaatler feda edilebilir,” fetvası ile cadı avı başlatanların, nihayetinde kendi bekaları için herkesi ve her şeyi feda edecek hale gelmeleri olarak kavramsallaşır.

Yezid hangi asırda, hangi mekânda yaşarsa yaşasın “Müslüman görünen bir firavun”dur artık.

Yezidîlik, gücü ele geçirenlerin dini de ele geçirdikleri yanılgısıdır.

ŞİMİR

Şimir, merkezdeki zulmü sahaya hunharlık olarak taşıyan işgüzardır. Şuuraltında biriktirdiği kıskançlıkları intikam duygusuna dönüştüren habis. Hazreti Hüseyin’in başını gövdesinden ayırıp efendisinden mükâfat bekleyen cani.

Mazlumlar hakkında mahkûmiyet kararı verip terfi bekleyen hâkim, gözaltında vefat eden bir öğretmen için hainler mezarlığında yer ayırtan belediye başkanı, Peygamber yolunun yolcularını fırak-ı dâlle iftirası ile itibarsızlaştırmaya çalışan diyanet işleri reisi, okul kapatmak için ülke ülke gezen bürokrat, hakikatin başını gövdesinden ayıran birer Şimir olarak yazılırlar tarihin hafıza sayfalarına.

KÛFE HALKI

Kûfe halkı… Hazreti Hüseyin’in amcasının oğlu Müslim bin Akil’i coşkuyla karşılayan, Hazreti Hüseyin adına ona biat eden, ama vali Ubeydullah bin Ziyad’ın tehdit ve vaatleri karşısında Müslim’i yapayalnız bırakan, saklandığı yeri bile ihbar edip şehit edilişini seyreden şuursuz yığınlar.

Seyyidina Hazreti Hüseyin’i çocuklarıyla beraber davet eden, mektup üstüne mektup yazan, ama Ehl-i Beyt kılıçtan geçirilirken imdada koşmayan Persliler.

Hepsi birer Yezid, hepsi birer Şimir’dir Kûfe halkının ve bu halleriyle “Onlar müminlerle kâfirler arasında bocalayıp dururlar. Ne onlara bağlanırlar, ne de bunlara. Her kimi de Allah şaşırtırsa sen ona hiçbir yol bulamazsın.” (Nisa, 143) ayetini tefsir ediyor gibidirler.

Kûfe halkı demek, korkuya yenik düşmüş ucuz kahramanlıklar, mübalağa perdesi altında saklanan gizli düşmanlıklar, riya kokan muhabbetler, küçücük menfaatlerle bozulan yeminler, ihaneti perdelemek için dökülen sahte gözyaşları ve boşa dövünmeler demektir.

Söylemlerinin büyüklüğü ile yüreğinin küçüklüğü arasında ezilip kalmaktır.

Kelepçeli annesinin yanında yürüyen yelekli çocuğu görmemektir Kûfe halkı olmak. Başlarına çuval geçirilerek kaçırılan aileyi dert etmemektir. Doğumhane kapısında polislerin beklediği hamile kadınlar için söyleyecek sözü olmamaktır. Hapisteki 668 bebek, 17 bin kadının çığlıklarını duymamaktır. Bir zalimden iltifat görmek, bir belediyeden iş almak için hakikati tahrip etmek, yüzleşmekten korktuğu için gerçeği inkâr etmektir.

Kûfe halkı olmak, insan olmanın bütün imkânlarını tüketmek, kendi çocuklarına rüsvaylıktan başka miras bırakmamaktır.

VE HAZRETİ HÜSEYİN

Kerbelâ’da Hüseyin olmak, etrafını çevreleyen Yezidlere, Şimirlere, Ubeydullah bin Ziyadlara ve Kûfe halkının ihanetine rağmen insaniyetin ve İslamiyet’in hakkını vermektir.

Hakk’ın hatırını âlî tutup hiçbir şeye feda etmemektir Kerbelâ’da Hüseyin olmak.

Zulme direnirken ödeyeceğin bedellerin hesabını yapmamak, tehditlere boyun eğmemektir.

Düşmanın gücüne ve çokluğuna bakıp yeise düşmemek, İlahi rahmetten ümit kesmemektir.

Ciğerparelerin gözünün önünde katledilirken dahi zalimden aman dilememektir.

İzzetle ölmeyi, zilletle yaşamaya tercih etmektir.

Yaşatma ideali ile yaşama sevdasından vazgeçmektir.

İslam toplumlarında tağutlara kurban edilmiş bireyi tutup ayağa kaldırmaktır.

Bir belâ sarmalından “kahraman” olarak çıkabilmektir…

Kerbelâ’da Hüseyin olmak, “Müminlerden öyle yiğitler vardır ki Allah’a verdikleri sözü yerine getirip sadakatlerini ispat ettiler. Onlardan kimi adağını ödedi, canını verdi, kimi de şehitliği gözlemektedir. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler.” (Ahzab, 23) ayetinin tanımladığı şekliyle ‘yiğit olmak’tır.

(29 Eylül 2017’de TR724‘de yayınlandı.)