Bediüzzaman’a göre ibadetin manası, kulun kusurunu, acz ve fakrini dergâh-ı İlâhî’de ilan etmesi, o dergâha eriştiğinin alameti ise hakiki şükrün en önemli esası olan “hemcinslerine şefkat”le geri dönmesidir. Bu önermeye göre kusurunu görmeyen, acz ve fakrini bilmeyen ve hemcinslerine şefkat göstermeyenin şükrü hakiki şükür, ibadeti de hakiki ibadet değildir. “Nice namaz kılanlar var ki, onların … Okumaya devam et NAMAZ KILAN BİR FİRAVUN: HACCAC-I ZALİM
YouTube Dersleri
NE YAPARSAN YAP BENİ KENDİNE BENZETEMEYECEKSİN!
“Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek haberini oku: Onların her ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de birininki kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti.” (Mâide, 5/27) Yeryüzünde, sadık olanla yalancı olanın birbirinden ayrılması “kurban sınavı” ile başlar. Maktul olan Hâbil, sürüsünün en güzelini seçip Allah’a kurban eder. Katil olan Kâbil’se mahsulün kötüsünü ya da sürünün cılız olanını kurbanlık … Okumaya devam et NE YAPARSAN YAP BENİ KENDİNE BENZETEMEYECEKSİN!
YAKINIMIZDAKİ UZAKLARIN BABASI: EBU LEHEB
Nice Yemen’dekiler dizimin dibindedir/ Nice dizimin dibindekiler de Yemen’dedir.” der Abdülkadir Geylanî Hazretleri “yakınlık” ve “uzaklık” kavramlarının izafi (rölatif) oluşuna dikkat çekerek. Şeyhülislâm Esad Efendi’nin enfes dügâh nakış yürük semâisinde de Yemen uzaklığın en uç sınırını simgeler. Gönülde yer bulmak da yakınlığın: “Der Yemeni piş-i meni/piş-i meni der Yemeni” Sen benim gönlümde oldukça Yemen’de de … Okumaya devam et YAKINIMIZDAKİ UZAKLARIN BABASI: EBU LEHEB
YOLUN KADERİ
Zihnimde iki fotoğraf karesi var. Biri 10 Mayıs 1933’te Berlin Opera Meydanı’nda yakılan yüz binlerce kitabın fotoğrafı. Sadece Nazi subaylarının değil, aydınların ve profesörlerin “Kentlerimizde yükselen alevler Almanya’nın yeniden uyanışının simgesidir.” nutukları attığı, kitaplar yakılmadan aylarca önce “zarar veren kişiler” listelerinin hazırlandığı, toplanan kalabalıkların yükselen alevleri coşkuyla seyrettiği, ikinci cihan harbinin hazırlayıcısı o ürküntü verici … Okumaya devam et YOLUN KADERİ
PERGELİN İKİ UCU
Hazreti Mevlana’nın meşhur bir pergel metaforu vardır. Pergelin iğneli ayağı sabittir, ama diğer ayağı âlemi dolaşır. Sabit ayak bulmuşluğu, oturmuşluğu tanımlar, hareketli ayak ise değişim ve yenilenmeyi. Sabit ayak beslendiğimiz kaynaktır, hareketli ayak ise etkileşime açıklığımız. Sabit ayak, bizim için İslam dini ve onun manevi boyutudur, hareketli ayak ise insanlığın evrensel birikimi/değerleri. Pergelin iğneli ayağını … Okumaya devam et PERGELİN İKİ UCU
KİBİR EVİNİN LANETLİ SAKİNLERİ-2
Kendisinden başka söz söyleyecek, kanun koyacak, yönetecek güç kabul etmeyen despotizmin simgesi Firavun. Küçük olmaya ve küçük kalmaya alıştırılmış, manen ölü bir toplumun “mezar bekçisi” Hâman. Kapalı kapıları rüşvetin anahtarı ile araladığı için makam sahiplerini servetinin ağırlığı altında ezen “anahtarcı” Kârun. Her asrın başrol oyuncusu olmaya aday üç şer prototip. İyiliğin ve güzelliğin yol kesicileri… … Okumaya devam et KİBİR EVİNİN LANETLİ SAKİNLERİ-2
KİBİR EVİNİN LANETLİ SAKİNLERİ-1
Onları kötülükte yarıştıkları, zulümde zirveye ulaştıkları, yokluğun gayyasına varlığın Everest’inden yuvarlandıkları için tanıyoruz. Kibrin sembolü haline geldikleri için… Yoksa muhtemelen isimlerini muktedirin yanına yazdırma mücadelesi veren onlarcasından farklı değillerdi. Yarışı kaybetseler unutulup gideceklerdi, kazandıkları için hatırlandılar. Kaybetseler mazlum olacaklardı, kazandıkları için “zulmün ta kendisi” oldular. Kaybetseler cürümleri mahdut kalacaktı, kazandıkları için ebedi olarak lanetlendiler. Kaybetseler … Okumaya devam et KİBİR EVİNİN LANETLİ SAKİNLERİ-1
RUH CEPHESİNDE KAYBEDİLEN KURTULUŞ SAVAŞI
Onlar âlî bir devletin yenilmişliklerini kabullenemeyen çocuklarıydı. Geçmişle kültür ve medeniyet anlamında bir bağları yoktu gerçi, ama yabani bir sürgün de olsalar o kökten besleniyorlardı nihayetinde. Yıllarca askerî vesayet altında preslenmişler, merkezden uzak tutulmuş, yer altına itilmişlerdi. Nasıl inanacakları bile onlara devlet eliyle dikte ettirilmiş, istihbaratla denetlenmişti. Dinin ruhuna nüfuz edemedikleri için radikalleştiler. Bir kimlik … Okumaya devam et RUH CEPHESİNDE KAYBEDİLEN KURTULUŞ SAVAŞI
“İBLİS’İN TALİM ETTİĞİ YOLA MİNNET EYLEMEM”
Faust’un alt hikayelerinden birinde ruhunu Mefisto’ya satmışların en kolay feda ettikleri şeyin “insan” olduğunu okuruz. Sevimli bir kulübeleri, küçük bir kiliseleri ve ıhlamur ağaçları ile dolu bahçeleri olan yaşlı, masum bir çiftin öyküsüdür bu. Noktasına kadar her şeyi hesaplayan Faust, bu yaşlı çifte ve onların ellerindeki araziye takar kafasını. Büyük bir hırsla toprağı ve denizi … Okumaya devam et “İBLİS’İN TALİM ETTİĞİ YOLA MİNNET EYLEMEM”
YUTTUKLARINI BOĞAZLARINDAN GEÇİREMEYENLER
Emevî halifelerinin yedincisi Süleyman b. Abdülmelik, hac ibadetini yerine getirirken Medine’ye de uğramıştı. Şehre varınca burada, sahabeden birkaç kişiye yetişen biri olup olmadığını sordu. Kendisine, Ebû Hazim el-A’rac’ın böyle biri olduğunu söylediler. Süleyman, Ebû Hâzim’e haber gönderdi ve çağırttı. Geldiğinde aralarında şöyle bir konuşma geçti: -Ebû Hâzim ne bu müdanaasızlık? -Ey müminlerin emiri, benden nasıl … Okumaya devam et YUTTUKLARINI BOĞAZLARINDAN GEÇİREMEYENLER