Abant Platformu ekibine katılmak için çıktığımız yolda, önümüze gelen ilk dolmuşa binmiş gidiyorduk. Karadenizli şoför dışa vurduğu asabiyetini mazur göstermek için “Ben kendimi mülayim bir adam bilirdum, halkımız sayesinde değişuk bişey oldum!” dedi. Bu cümle deryada kopan bir tufanın “kıyı tesiri”ydi zannımca. Zira toplumun kâhir ekseriyeti “değişuk bişey” haline geldi ve sebebini kendi dışında arıyor. … Okumaya devam et ADI KONMAMIŞ SEFERBERLİK
YouTube Dersleri
VAR GÜCÜNÜZLE HAKKI AYAKTA TUTANLAR OLUN!
İnsanın dili kadar edepli olduğu hâce-i evvelim Nazan Bekiroğlu’ndan ilk aldığım derslerden biriydi. Kelimeler sahibini ele verir. Arabî’nin dediği gibi yıldızların karanlığı küfrün karanlığına, denizin karanlığı cehalete, dalgaların karanlığı düşüncenin karanlığına işaret ediyorsa; insanın karanlığı tekinsizliğe, dilin karanlığı da kalp körlüğüne delalet ediyor olmalı. Yaşadığımız ülkede hakim muktedir dil inkar üzerine kurulu. Sadece muhalif görüşleri … Okumaya devam et VAR GÜCÜNÜZLE HAKKI AYAKTA TUTANLAR OLUN!
ATEŞ ÜLKESİ
Ekim ayında Diyarbakır'ın Hani ilçesinde PKK'lı teröristlerin açtığı ateş sonucu hamile eşi Yağmur ve 3 yaşındaki oğlu Yusuf'un yanında şehit olan polis memuru vardı, hatırlayacaksınız. Polislerden bir polis. Hani cenaze töreninde Yusuf ağlayarak, “Babama gitmek istiyorum, evimize gidelim.” diye sızılanmıştı da annesi, “Evimiz mi kaldı?” demişti. Yusuf vicdanın dili hepimiz için. Ev, barınak, sığınak ve … Okumaya devam et ATEŞ ÜLKESİ
KÖR OLAN GÖZLER DEĞİL SİNELERDEKİ GÖNÜLLERDİR *
Bir bedevî içinde biraz para olan bir keseyi çaldıktan sonra namaz kılmak için mescide girmiş. Bu bedevînin adı da Musa imiş. O sırada imam, “Mûsa, şu sağ elinde tuttuğun şey de ne?” (Tâhâ Suresi, 17) âyetini okuyormuş. Adam, imamın kendisini kastettiğini zannederek, “Vallâhi sen sihirbazsın!” demiş, ve namazı bırakıp kaçmış. Sanırım artık toplumun ciddi bir … Okumaya devam et KÖR OLAN GÖZLER DEĞİL SİNELERDEKİ GÖNÜLLERDİR *
BİR ŞOK TERAPİSİ OLARAK ÖLÜM
Her ölüm geride kalanlar için bir “şok terapisi”dir. İnsandaki ölümsüzlük yanılgısını kırar, öncelik sonralık sıralamasını bozar. Dünyalılara, yani kendisine kalmak için biraz daha mühlet verilmiş olanlara hayatın anlamını yeniden sorgulatır. Değil midir ki herkes gidicidir, öyleyse “nasıl” gittiğimiz sorusu “ne zaman” ve “nerede” gittiğimizden daha önemlidir. En kolayı dünyayı bir dinlenme, bir gölgelik olarak görüp … Okumaya devam et BİR ŞOK TERAPİSİ OLARAK ÖLÜM
2015’İN TARİHİ: SIRRIMIZ FERYÂDIMIZDAN UZAK DEĞİL
Nobel Edebiyat Ödülü’nün bu yılki sahibi Belaruslu yazar Svetlana Aleksiyeviç, yedi Aralık’ta “kaybedilmiş bir savaş üzerine” başlıklı bir ödül konuşması yaptı. Bu konuşmayı önemseyişim, içinden geçtiğimiz savaş atmosferine ayniyetle tercüman olmasından değil. Hatta insana değer vermeyen toplumların savaş mantığı ile düşündüğüne, savaş dili ile konuştuğuna yaptığı vurgu da değil. “Büyük tarih”i küçük insan öyküleri üzerinden … Okumaya devam et 2015’İN TARİHİ: SIRRIMIZ FERYÂDIMIZDAN UZAK DEĞİL
ACZİN KİBRE VE TAHAKKÜME KARŞI ZAFERİ
Bediüzzaman, baskı ve tahakkümün insana hayvaniyetten miras kaldığını söyler. “İnsanlar bir yönüyle hayvan oldukları için şu pis istibdadı da beraberlerinde getirmişler,” der Muhakemât’ta. Yani “zorbalık tarihi” insanlık tarihi kadar eskidir. Kendi aczini idrak ve itiraf edemeyen, istemese de kibir kuyusuna düşer, bir nevi ilahlık ilan edip mahlûkatın aczini tahakküme dönüştürür. Üstad, zorbalığı mücerred bir kavram … Okumaya devam et ACZİN KİBRE VE TAHAKKÜME KARŞI ZAFERİ
BIRAKALIM YESİNLER, EĞLENSİNLER!
Bediüzzaman, Münâzarat’ta Kürt edebiyatından darbımesel hükmünde bir nükte anlatır. İsmi Alo olan bir bal hırsızının öyküsüdür bu. Alo, üretmeden, yani bir arı kovanına bile sahip olmadan bal satmasının kendisini ele vereceği konusunda uyarılır. Bunun üzerine bir plan yapar. Boş bir peteğe yabancı arıları doldurup balı başka yerden hırsızlar. Böylece sorular karşısında “Bu, bal mühendisi olan … Okumaya devam et BIRAKALIM YESİNLER, EĞLENSİNLER!
HIZIR NASIL HIZIR OLDU?
Muhyiddin İbnü'l Arabî’ye göre Hz. Hızır, velâyet mertebesindedir. Hazret, Fütuhât-ı Mekkiyye’de "Hızır nasıl Hızır oldu?" sorusuna şöyle cevap verir: "Hızır bir orduda askerdir. Ordunun suya ihtiyacı olur, yoldaki tehlikeler nedeniyle kimse gitmek istemez. Hızır tehlikeyi göze alarak su aramaya gider ve en nihayetinde ulaştığı su ab-ı hayat olur. Hızır geri döndüğünde durumu arkadaşlarına bildirir. Bunun … Okumaya devam et HIZIR NASIL HIZIR OLDU?
“CAHİLLERİN SOHBETİ AKLA ZİYANDIR, ZİYAN!”
İnsanların kendi kendilerini pervasızca ihbar ettikleri “garîb” bir dönemin içindeyiz. Kendi cürümlerini ilan, zulümlerini âleme teşhir ettikleri, ahlakî zafiyetlerini terbiye değil güce tahvil ettikleri “acâib” bir zaman… Şecaat arz edenlerin sirkat öykülerini dinliyoruz biteviye. Seyircilerin alkış seslerini duyuyoruz. En çok da kalplerini söküp atanların yerine ne koyduklarını merak ediyoruz. Utanıyorum evet… İnsan sıfatı taşıyanların zilletini … Okumaya devam et “CAHİLLERİN SOHBETİ AKLA ZİYANDIR, ZİYAN!”